Yeni Yazı >>
Home / Genel / Sosyal Sigortalar Kanununun Uygulama Alanı

Sosyal Sigortalar Kanununun Uygulama Alanı

Sosyal Sigortalar Kanunu (SSK), 1964 yılında kabul edilmiş ve 1965 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Kanun günümüze kadar birçok değişiklik geçirmiş olmasına rağmen bugün de yürürlüktedir. Kanunla, ilke olarak hizmet (iş) sözleşmesine dayalı olarak çalışan kimselerin (yani işçilerin), önceden saptanan mesleki ve fizyolojik risklere karşı korunması, onlara bir takım güvenceler sağlanması hedeflenmektedir.

Kanunun Kişiler Bakımından Uygulama Alanı

SSK’nın kişiler bakımından uygulama alanına sigortalılar, sigortalının eş ve çocukları, sigortadan aylık almakta olanlar ve bunların geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimseler ile sigortalının ölümü halinde hak sahibi haline gelen kimseler girer. Bunların yanında işverenler, işveren vekilleri ile aracılar da Kanun kapsamında yer alır.

Sigortalılar

SSK’nın 2. maddesine göre “Bir hizmet akdine göre bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar… sigortalı sayılırlar”. Belirtmek gerekir ki SSK, 2. maddesinde getirdiği düzenleme ile sigortalı olabilmek için gerekli temel hukuki ilişkinin “Hizmet akdi (İş Sözleşmesi)” olduğunu vurgulamaktadır. Ancak Kanun, başka bazı kesimlere de sigortalı olabilme imkânı vermektedir.

 

Sosyal Sigortaların kişiler bakımından uygulama alanına kimler girmektedir?

Sigortalılık Niteliğinin Kazanılması

Sosyal sigortalarda sigortalılık niteliği temelde bireysel ve zorunlu olarak kazanılmaktadır. Bunun dışında sigortalılık niteliğinin isteğe bağlı ya da toplu olarak kazanılması da mümkündür.

– Bireysel Zorunlu Sigortalılık Niteliğinin Kazanılması: Sosyal sigortaların zorunluluk ilkesi gereği, sigortalılık niteliği de bireysel anlamda ilke olarak zorunlu şekilde kazanılır. Başka bir deyişle, eğer bir kimse gerekli koşullara sahipse, işe başlamakla ve başkaca herhangi bir talep ya da bildirime gerek kalmaksızın bireysel zorunlu sigortalılık niteliğini otomatik olarak kazanır (SSK.m.6/1).

Sigortalılık niteliğinin kazanılması için gerekli koşullar şunlardır:
– İşin hizmet (iş) sözleşmesine dayanması
– İşin işverene ait işyerinde görülmesi
– Kişinin SSK.m.3’te belirtilen istisnalara girmemesi.

SSK, çeşitli hükümleriyle, hizmet (iş) sözleşmesi dışında da sigortalılık niteliğinin kazanılmasına olanak tanımaktadır. Gerçekten, SSK.m.2’ye göre statü ilişkisine tabi olarak çalışan çiftçi mallarını koruma bekçileri, çıraklık sözleşmesi ile çalışanlar (SSK.m.3/2-b), ceza ve tutukevleri atölyelerinde ve tesislerinde çalıştırılanlar (SSK.m.2/3), genelev kadınları (SSK. ek.m.4) ve bazı sanatçılar (SSK. ek.m.1) ile özellikle hayır amaçlı olarak ücretsiz iş ilişkisi kuranlar (SSK.m.78/II) da hizmet (iş) sözleşmesine tabi olarak çalışmamalarına rağmen bireysel zorunlu sigortalılık niteliğini kazanmaktadırlar.

Mutlaka Okumalısın!  Deming döngüsü Sürekli İyileştirme ve gelişim

 

Bireysel zorunlu sigortalılık niteliğinin kazanılması için gerekli koşullar nelerdir?

SSK.m.3’ün kapsamına girenler (yani sigortalı sayılmayanlar), hizmet (iş) sözleşmesi ile çalışsalar ve işgörme edimini işverene ait işyerinde görseler dahi, bireysel zorunlu sigortalılık niteliğini kazanamazlar. Gerçekten SSK’nın “Sigortalı Sayılmayanlar” başlığını taşıyan 3. maddesi bireysel zorunlu sigortalılık niteliğinin kazanılması ile ilgili sınırları çizerek belli kimseler hakkında ortaya çıkabilecek duraksamalara son vermiş; kimlerin sigortalı sayılmayacağını belirterek uygulama kolaylığı sağlamayı amaçlamıştır.

SSK’nın 3. maddesinde yer alanlardan bir bölümü SSK’nın tamamen kapsamı dışına çıkarılmışlardır. Bunlara uygulamada “Tam İstisnalar” denilmektedir. Yine aynı madde kapsamında yer alanların diğer bir bölümü sadece belli sigorta kolları bakımından sigortalılık niteliğini kazanmakta; bazı sigorta kolları bakımından ise sigortalılık niteliğini edinememektedirler. Bunlara “Kısmi İstisnalar” denilmektedir.

SSK’nın tam istisnaları şunlardır:
– Tarım İşlerinde Çalışanlar
– İşverenin Ücretsiz Çalışan Eşi
– Evde Yapılan El Sanatlarına İlişkin İşlerde Çalışanlar
– Ev Hizmetlerinde Süreksiz Olarak Çalışanlar
– Askerlik Hizmetini Yapmakta Olan Yükümlüler
– Türkiye’de Görevli Bulunup Dışarıda Sigortalı Olduğunu Beyan Eden Yabancı Uyruklular
– Meslek ve Sanat Okullarında Uygulama Mahiyetinde Yapılan Yapım ve Üretim İşlerinde Çalışan Öğrenciler
– Kendi Nam ve Hesabına Çalışanlar
– Kanunla Kurulu Emekli ve Yardım Sandıklarına Aidat Ödemekte Olanlar
– Rehabilite Edilenler

SSK’nın kısmi istisnaları ve bunların tâbi oldukları sigorta kolları şöyledir:
– Çıraklar (İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası, hastalık sigortası)
– Sosyal Güvenlik Destek Primi Ödeyenler (İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası)
– Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Bünyesindeki Tesis ve Atölyelerde Çalıştırılan Tutuklu ve Hükümlüler (İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası, hastalık sigortası, analık sigortası)

 

Sosyal Sigortalar uygulamasında tam istisna ve kısmi istisna deyimleri ne anlama gelir?

– Bireysel Sigortalılık Niteliğinin İsteğe Bağlı Olarak Kazanılması (İsteğe Bağlı Sigortalılık): İsteğe bağlı sigortalılık niteliğini kazanmak için gerekli koşullar; herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna zorunlu ya da isteğe bağlı sigortalı olmamak, buralardan kendi sigortalılığından dolayı aylık bağlanmamış olmak, daha önce Sosyal Sigortalar Kurumuna en az 1080 gün (3 yıl) malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, isteğe bağlı sigortaya tabi olma yönünde irade açıklamasında bulunmak ve her ay kesintisiz 30 gün üzerinden malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemektir. Önemle belirtelim ki, bireysel isteğe bağlı sigortalılık niteliğini bu şekilde kazananlar hakkında sadece uzun dönemli sigorta kolları yani malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları uygulanır.

Mutlaka Okumalısın!  Yeni Ürün Konsepti ve Yeni Ürün Geliştirme Stratejileri: Perakende Sektörüne Yönelik Bir İnceleme

– Sigortalılık Niteliğinin Toplu Olarak Kazanılması (Topluluk Sigortası): Sigortalılık niteliğinin isteğe bağlı şekilde ve toplu olarak kazanılması hususu SSK.m.86’da düzenlenmiştir. Buna göre: “Sosyal Sigortalar Kurumu, 2. ve 3. maddelere göre sigortalı durumda bulunmayanların, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca onaylanacak genel şartlarla iş kazası ve meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından birine, birkaçına veya hepsine toplu olarak tabi tutulmaları için, işverenlerle veya dernek, birlik, sendika ve başka teşekküllerle sözleşmeler yapabilir”.

Topluluk sigortası ilke olarak isteğe bağlıdır. Buna karşılık avukatların ve noterlerin, topluluk sigortası yoluyla sigortalılık niteliğini kazanmaları, SSK’dan değil, fakat bu meslek gruplarının hukuki statülerini düzenleyen kanunlardan kaynaklanmaktadır. Gerçekten, 1136 s. Avukatlık Kanunu m.191 ve 1512 s. Noterlik Kanunu m.202’ye göre, avukat ve noterlerin topluluk sigortasına katılması zorunludur.

 

Topluluk sigortası uygulamasına zorunlu olarak tabi tutulan kesimler hangileridir?

Sigortalılık Niteliğinin Yitirilmesi

– Bireysel Zorunlu Sigortalılık Niteliği Bakımından: Genel olarak belirtmek gerekirse, bireysel zorunlu sigortalılık niteliği fiili çalışma olgusuna bağlıdır. Başka bir deyişle sigortalılık niteliği, bu niteliği kazandıran koşulların yitirilmesi ve en geniş anlamında hizmet sözleşmesinin sona ermesi ile yitirilir.

– Bireysel İsteğe Bağlı Sigortalılık Bakımından: Bireysel isteğe bağlı sigortalılık;
– sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmaya başlayanların çalışmaya başladıkları tarihten,
– sigortalılığını sona erdirme talebinde bulunanların, buna ait dilekçelerinin kurumca alındığı tarihten önceki primi ödenmiş son ayın bitiminden,
– art arda üç ay prim ödemeyenlerin, primi ödenmiş son ayın bitiminden,
– tahsis talebinde bulunanların, aylığa hak kazanmış veya toptan ödeme yapılmış olmak koşulu ile tahsis talep tarihinden,
– ölen sigortalının ölüm tarihinden itibaren sona erer (SSK.m.85).

 

SSK uygulamasında bireysel isteğe bağlı sigortalılık niteliği nasıl yitirilir?

– Topluluk Sigortası Bakımından: Topluluğun tamamı ya da bir üyesi, en az bir ay önce Kuruma başvurmak suretiyle topluluk sigortasından ayrılabileceği gibi; prim borcunu ödemeyenlerin topluluk sözleşmelerinin Kurumca feshinde de sigortalılık niteliğinin yitirileceği açıktır. Avukatların barodan (Av.K.m.72/e), noterlerin noter odalarından ayrılmaları, avukatların isimlerinin baro levhasından silinmesi (Av.K.m.71), noterlere işten el çektirilmesi ya da bunların SSK’ya tabi bir işe girmeleri durumunda, sigortalılık nitelikleri, topluluktan ayrıldıkları tarih itibarı ile yitirilir.

Sigortalıya Bağlı Olarak Kanun Kapsamına Girenler

Sigortalının eş ve çocukları ile anne ve babası; sigortadan gelir ve aylık almakta olanlar ve bunların geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimseler ile sigortalının ölümü halinde hak sahibi haline gelenler, yani eş ve çocukları ile anne ve babası da sigortalı, dolayısıyla Kanunun kapsamında yer almaktadırlar.

Mutlaka Okumalısın!  Etik Sorunlarda Taraflar ve İşletmelerin İşlevsel Alanları

İşveren

Sosyal Sigortalar Kanununa göre “sigortalı çalıştıran gerçek veya tüzel kişilere işveren” denir (m.4). Bu tanım İş Kanunundaki işveren tanımına benzemekte, İş Kanunundaki tanımda yer alan işçi kavramının yerini sigortalı almış bulunmaktadır. SSK’nın işveren ile ilgili olarak yaptığı tanımda belirleyici olan unsur sigortalı çalıştırmaktır. Sigortalı çalıştıran gerçek ya da tüzel kişiler, özel hukuka ya da kamu hukukuna tâbi olsalar bile işverendirler. Buna karşılık, eğer çalıştırılan kimse sigortalı sayılmayanlar içinde (tam istisnalar) yer alıyorsa, çalışma ilişkisi hizmet sözleşmesine dayansa bile bunları çalıştıranlar işveren sayılmazlar.

İşveren Vekili

SSK’ya göre “işveren nam ve hesabına işin yönetimi görevini yapan kimseler işveren vekilidirler” (m.4/2). Böylece iş ve sosyal güvenlik hukuku mevzuatımızda, diğer kanunlar yanında, SSK da kendi kapsamı açısından işveren vekili kavramını tanımlamıştır.

SSK m.4/3 hükmüne göre, bu Kanunda (SSK’da) geçen işveren deyimi işveren vekilini de kapsamaktadır. Dolayısıyla işveren vekili SSK’da belirtilen yükümlerinden dolayı aynen işveren gibi sorumludur (m.4/4). Böylece işveren vekili, SSK’nın işverene yüklediği görevleri yerine getirmediği taktirde işverenle birlikte dayanışmalı (müteselsilen) sorumlu olacaktır.

Aracı

SSK’ya göre “Bir işte veya işin bir bölümü ya da eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir” (m.87). Aracılar asıl işverenle ilişkileri bakımından alt işveren niteliği taşımaktadırlar. Buna karşılık kendi işçilerine karşı gerçek anlamda birer işverendirler ve SSK’nın işverenlere yüklediği tüm yükümlerden sorumludurlar. Öte yandan SSK’nın işverene yüklediği ödevlerden dolayı aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur (SSK.m.87/1). Dolayısıyla, aracı tarafından verilmeyen SSK bildirge ve bordrolarından, ödenmeyen SSK primlerinden asıl işverenin, aracı ile birlikte sorumluluğu söz konusu olmaktadır.

Kanunun Yer Bakımından Uygulama Alanı

SSK’ya göre sigortalıların işlerini yaptıkları yerlere işyeri denir (SSK.m.5/1). Ancak işyerini tanımda belirtilen şekilde daraltmak ve sadece işin yapıldığı yeri işyeri saymak bazı sigorta kolları uygulaması bakımından sorunlar yaratabilecek ve sigortalıların hak kayıplarına yol açabilecektir. Belirtilen gerekçeden hareketle SSK, aslen işin yapılmadığı bazı yerleri de işyerinden saymıştır. Gerçekten SSK’ya göre, işin niteliği ve yürütümü bakımından asıl işyerine bağlı bulunan yerlerle (örneğin satış mağaza ya da büroları), dinlenme, çocuk emzirme, yemek uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır (SSK.m.5/2).