Bir insanın düşünmesini, duygulanmasını, kişisel ihtiyaçlarının farkına varmasını, iç gözlem yapmasını, rüya görerek kendi içinden mesaj almasını ya da kendine sorular sorarak bunlara yanıtlar üretmesini iç iletişim ya da özkişisel iletişim olarak açıklayabiliriz. Bu süreç içinde insan, kısa sürelerle hem kaynak, hem de alıcı olmakta, iki ayrı kişinin rolünü tek başına oynayarak kendi kendisiyle iletişime geçmektedir. Bir anlamda “vicdan muhasebesi” olarak da tanımlayabileceğimiz bu iletişim, kişinin kendisini tanıması, iletişim becerilerini geliştirmesi açısından son derece gereklidir. Çünkü iletişim herşeyden önce kişinin kendisinden başlar. Kendisini tanımayan, yaşam amaçlarını elden geldiğince tanımlamayan, kendisiyle dürüst ve açık bir iletişime geçemeyen bir kişi, başkalarıyla da sağlıklı iletişime geçemez. Çünkü iletişim, “ben”in başkalarına anlatılmasından başka bir şey değildir.
Kişinin “ben”i hakkında bir fikri yoksa bunun başkalarına anlatılması da son derece zor olacaktır. Yunus Emre’nin
“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen
Bu nice okumaktır? ”
dizelerinde dile getirdiği gibi ilim, her şeyden önce bizim kendimizi tanımamız için de vardır. Kendi dünyası ile dengeli iletişim içinde olan birey, daha etkin düşünme, özgüvenini geliştirme, kendini değerleme ve karar verme yeteneğine sahip olur ve başkalarıyla da daha sağlıklı iletişim kurar. Özkişisel iletişim ya da kişinin kendi kendisiyle iletişimi, bireyin, yaşamının her anında ve her mekânında gerçekleştirdiği bir iletişimdir. Başkalarıyla konuşurken, işimizi yaparken, kısacası nerede ne yapıyor olursak olalım, sürekli olarak kendimizle iletişim halinde oluruz.
Başkalarının bizi anlamadığını söylemek iletişimsizlikte kendi suçumuzu görmezden gelmek demektir. “Beni anlamıyorlar” diye söylenmekten vazgeçip, bu cümleyi “ben kendimi anlatamıyorum” a dönüştürmek daha doğru bir davranış olacaktır. Sağlıklı, doğru bir iletişimin kurulmasında iletişim kuranın yani kaynağın denetimi ve rolü son derece önemlidir. Kendimizle iletişimde; Öznel olmayı, yani yine kendimiz haklı çıkarmaya çalışmamalı, Olabildiğince tarafsız ve nesnel olmaya çalışmalıyız. Umutsuzluğa düşmeden, kendimizi kötü, iflah olmaz gibi nitelendirmelerle suçlamadan, değişebileceğimiz umudunu beslemeye çabalamalıyız. Kendimizle barışık, kendi güç ve sınırlılıklarımızı tanımayı amaçlamalıyız. Kendi gücümüze, yeteneklerimize, sorumluluklarımıza sahip çıkarak kendimizle kuracağımız barışık ve umutlu bir iletişim, başkalarıyla iletişimimizi de iyileştirecektir. Hayatla ve başkalarıyla iletişimde hep bizim dışımızdaki olayların belirleyici olduğunu düşünürüz. Kendimiz incelemekten, sorgulamaktan, bu olaylarda bizim payımızın ne olduğunu sorgulamaktan kaçınırız. Unutulmamalıdır ki, İletişim başarımızı ancak kendimizle kurduğumuz iletişimin başarısıyla artırabiliriz. Kendi gücümüze, yeteneklerimize, sorumluluklarımıza sahip çıkarak kendimizle kuracağımız barışık ve umutlu bir iletişim, başkalarıyla iletişimimizi de iyileştirecektir. Öz kişisel iletişim kendimize karşı dengeli ve adil olmamızı gerektirir.
Öz kişisel iletişim süreçlerinde suçu hep kendimizde bulmamız öz güvenimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkileyecektir. Tersine suçu hep başkalarında kendimizin dışında aramamız da sağlıklı ve gerçekçi bir değerlendirme yapmamızı engelleyecektir. Öz kişisel iletişim süreçleri sadece bir eleştiri süreci olarak görülmemelidir. Bu süreç aynı zamanda yeterliliklerimizi, sorumluluklarımızı, potansiyellerimizi de tanıma olanağı sunmaktadır. Böylece kendimize duyduğumuz güveni artırmamız, yenilikçi ve yaratıcı bir hayat ve düşünme tarzını oluşturmamız da mümkün olabilecektir. İletişim davranışlarımız motivasyonlarımızla doğrudan ilgilidir. Hayata ve kendine dair doğru bir şekilde güdülenmiş bir kişinin iletişim davranışlarında da belirli bir güç ve başarı ortaya çıkacaktır.
Öz kişisel iletişimin başkalarıyla iletişimlerimizdeki başarımıza olan etkisini tanımlayanız.
Özgüven ve Motivasyon
Kendimize güven duymalı, inanmalı ve kendimizi önemli hissetmeliyiz, olumsuz düşüncelerden uzaklaşmalı, çevremizi, iletişim içinde olduğumuz kişi ya da kişileri izlemeli ve dinlemeliyiz. Kendi gücümüze, yeteneklerimize, sorumluluklarımıza sahip çıkarak kendimizle kuracağımız barışık bir iletişim, başkalarıyla iletişimimizi de iyileştirecektir. İçsel motivasyonun ön koşulu kendimize inanmak ve güvenmektir. İki aşaması vardır. İlk aşaması zihinseldir ve nereye gideceğimizi aklımızda oluşturmamızdır. İkinci aşaması, gideceğimiz yere varmak için harekete geçmektir. İçsel motivasyon düşünce ve eylemde başarının anahtarıdır. Başarılı bir içsel motivasyon için enerjiye gereksinimiz vardır. Kişinin harcaması gereken enerji, vücudunun ve aklının ne durumda olduğuyla ilgilidir. Sözü edilen enerji kişilik özelliklerimizle çok ilgilidir. Kişiliğimiz insanlara kısa zamanda birçok şey söyler.
Kişiliğimizin en sağlam kalelerinden biri özgüvendir. Özgüven de motivasyonun temellerindendir. Özgüven, kendimizi irdelememiz ve yeteneklerimizi, arzularımızı gerçekleştirebileceğimiz konusunda kendimize güvenmemizdir. Bizi bekleyen fırsatlar sınırsızdır ve heyecan vericidir. Kendimizi nasıl gördüğümüz, kendimize inancımız ve inancımızı başkalarına aktarabilme becerimiz bu fırsatları nasıl değerlendireceğimizi belirler.Özgüven kendini beğenmişlik değildir. İçsel gücü açığa çıkaran ve kişiye hareket cesareti veren alçakgönüllü incelemeye dayanır. Kendini ateşleyen kişi artılarını ve eksilerini bilir ve eksilerini sürekli artıya dönüştürür. Risk olsa bile hare kete geçmekten korkmaz, çünkü eylemin bir öğrenme süreci olduğunu bilir. Özgüven ve isteklendirme insanın yaşamında olumlu eylemlerin ortaya çıkmasını sağlar. En iyiyi ortaya çıkarma konusunda umudu ve olumlu düşünceyi kendimizde korumalıyız.
İnsanlar, birçok kez sonucun ne olacağından bütünüyle emin olana kadar harekete geçmezler. Diğer bir deyişle faaliyetlerine daha başlamadan, başarı güvencesi beklerler. Bu elbette tümden yanlış bir beklentidir. Çünkü fırsatlar ancak motive olmuş insanlara gelir. Bizler de güvence beklemeden eyleme geçmeli, en iyi yeteneklerimizi kullanarak amaçlarımızı gerçekleştirmeye çalışmalıyız. Başarısızlıklarımızdan yılmamalı, başarısızlıklarımızdan yapıcı dersler çıkartabilmeliyiz. Böyle düşünmek insanların içlerindeki en iyiyi ortaya çıkarmalarını sağlar. En iyiyi orta ya çıkarma konusunda umudu ve olumlu düşünce gücümüzü geliştirebilmeliyiz. Bu durum, kişiliğimizin bir özelliği olarak diğer insanlarla doğru ve yapıcı iletişim kurma becerimizi de geliştirir.
Perakende Okulum Mağazacılığı Uzmanından Öğrenin
