İnsan bedeni, bereketin ve üremenin ya da estetik açıdan güzelliğin simgesi olarak yüceltildiği çağlar ve toplumlarda tabu konusu sayılmamıştır. Toplumlarda yaygın töreler ve din anlayışı onu ahlaksızlık ve günah kaynağı olarak tanımlandığı ölçüde beden, sıkı denetim altına alınması gereken, ruhtan ayrı ve onu kışkırtıcı bir varlık olarak değerlendirilmiştir. Böylece, insan kendi bedenine yabancılaşmıştır. Günümüzde kitle iletişim araçlarında özellikle kadın bedeninin bir meta olarak yaygın sunuluş biçimi bu yabancılaşma olgusunu, yeni bir boyut katarak yoğunlaştırmıştır. Modern toplumlarda insan bedeni genelde günah tuzağı sayılmasa da bir tüketim aracına dönüştürülmüştür.
Oysa kişilerle yüz yüze iletişimimizde beden dilinin çok önemli bir rolü vardır. Bu ilişkiler içerisinde hiç bir söz etmesek de bedenlerimiz konuşur; kuşkusuz bu algılamasını bilenler için geçerlidir. Yüz yüze bir iletişimin yapılandırılmasında ortalama olarak sözcüklerin % 10, ses tonunun % 30 ve beden dilini oluşturan mimik ve jestlerin % 60 oranında rol oynadığı belirtilmiştir. Bu oranlar, kişilerarası ilişkilerin ve iletişim ortamının özelliklerine göre daha az ya da çok olabilirse de beden dilinin iletişimdeki rolünü yadsınamaz biçimde ortaya koymaktadır.
İnsan bedeninin iletişim yolu ile ilgili bilimsel yaklaşımların ilki, Charles Darwin’in Hayvanda Duyguların İfadesi adlı yapıtı sayılır. Darwin’in biyoloji alanında açtığı yolu, yüzyılımızda diğer alanlardaki kuramsal ve yöntem bilimsel gelişmelere bağlı olarak psikologlar, sosyal psikologlar, toplumbilimciler, antropologlar izlemiş ve bu konuda güvenilir bir bilgi birikimi sağlamışlardır. Böylece ses tonu, ses tonundaki yükselme ve alçalmalar gibi dil ötesi öğelerin yüz ifadesi ve beden hareketlerinin ve bedenin mekândaki konumunun iletişim açısından önemi ve özellikleri belirlenmiştir.
Beden Dilinin Temel Özellikleri ve Öğeleri
Beden dili jestlerle ve mimiklerle gerçekleşir. Yüz kaslarının bir anlam ifade eden ya da anlam yaratmak için kullanımı, mimikleri, diğer bir değişle yüz ifadesini; baş, el, kol, ayak, bacak hareketleri ya da bedenin tümünü kullanmak jestleri oluşturur. Jest dili tüm toplumlarda her zaman kullanılagelmiştir. Hatta bazı toplumlarda yazı dilinin bazı karakterleri doğrudan doğruya jest dilinden geliştirilmiştir. Örneğin, Kuzey Amerika kıtası yerlilerinin kullandığı bir tür ideografik yazıda pipo işareti, pipo resmi yapılarak değil pipoyu temsil eden jestlerle; Çin yazısında arkadaş ya da arkadaşlık, birbirine uzanmış açık bir el jestinin karakteri ile belirtilmektedir Hareketsiz bir elin bir yere doğru hareket etmesinde, düz duran bir alnın kırışmasında olduğu gibi, jest ve mimik her zaman değişimle ilgilidir. Başka bir deyişle yüz ve bedende bir durumdan diğerine geçiştir. İletişimde bir jestin, bir mimiğin anlam kazanabilmesi için algılanması gerekir.
Jest ve mimikler bazen istendik, bazen kendiliğinden hatta istenmedik hareketler olarak ortaya çıkarlar. Ancak, hepsinin bilinçli ya da bilinçaltı bir neden ve amacı vardır. Bununla birlikte, herhangi bir jestin ya da mimiğin karşısında hangi izlenimi yarattığı onlara hangi anlamı aktardığı kesin olarak bilinmez. Bu durum, özellikle açıkça ve bilinçli olarak yapılmayanlar için söz konusudur. Bu nedenle, büyük topluluklara seslenenler, örneğin siyasetçiler, televizyonun toplumsal iletişimdeki rolü arttıkça bu konuya giderek daha fazla önem vermek zorunda kalmışlardır.
İnsan toplumsal ve kültürel bir varlık olduğundan jest ve mimikler de kültüreldir. Toplumsallaşma sürecinde öğrenilir/biçimlenir ve aktarılırlar. Bu nedenle, her kültürün (alt kültürün çokluğuna göre zenginleşen) bir jest ve mimikler dağarcığı vardır. Bu dağarcık bir toplumun kültürel seçimlerini yaptığı, değerlerini belirlediği, hiyerarşisini kurduğu ve onayladığı, yargılarını temellendirdiği bir katalog sayılabilir. Bu katalog bireylere bir toplumun üyesi olarak bireysel tercihlerini, zevklerini, duyma ve düşünce biçimlerini yansıtabilecek seçenekler sunar.
Bu seçeneklerin toplumsal konum, tabaka ve sınıflarla da yakından ilişkisi vardır. Bu nedenle, bazı jest ve mimikler bazı ortamlarda ve bazı kişiler için onaylanmadığı gibi, beden dilinin sıkça ve abartılı biçimde kullanılıp kullanılmaması da toplumsal konumla ve rollerle yakından ilgilidir. Bir öğretmenin sınıfta, bir başkanın evi dışında her yerde, konumlarına ve rollerine uygun davranışlar göstermeleri beklenir. Çünkü jest ve mimikleri belirleyen davranış kuralları vardır. Bu bağlamda onların da sınıflaşmış oldukları söylenebilir. Kısaca jest ve mimiklerin kullanım biçimi ve sıklığı toplumsal sınıf ve kültürel çevre ile çok ilgilidir.
Jest ve Mimiklerin Sınıflandırılması
Jest ve mimikler esas ve ikincil olanlar olarak iki ana grupta sınıflandırılırlar. Esas jest ve mimikler kendi içinde üç alt gruba ayrılırlar.
Esas Jest ve Mimikler: Duygu ve düşünceleri destekleyen, onları somut hale getiren hareketlerdir. Örneğin, bir şeyi istediğimizi ya da onayladığımızı belirtmek için başımızı aşağı doğru sallamamız bu grupta yer alan jestlerdendir. Esas jest ve mimikler, biyolojik kökenli ve temel duyguları dile getiren anlatım jest ve mimikleri; gelenek ve göreneklere göre olması gereken davranışların oluşturduğu toplumsal jest ve mimikler ve bir öykünmeyi ya da tanımlamayı yansıtan mimik ve jestler olarak ayrılır.
Esas jest ve mimiklere bir örnek verebilir misiniz?
– Anlatım jest ve mimikleri, özellikle yüz ifadelerinde ortaya çıkan, biyo-psikolojik kökenli temel duyguları dile getiren hareketlerdir. Mutluluk, korku, öfke, şaşkınlık, üzüntü, tiksinti gibi bu duygularla ilgili bu hareketler kökenleri bakımından evrenseldirler. Diğer bir deyişle tüm insanlarda doğuştan ortaktır. Ancak, toplumsallaşma sürecinde kültüre göre biçimlenir ve zenginleşerek bir ölçüde farklılaşır.
– Toplumsal jestler ve mimikler, toplumsal gereklere bağlı olarak gerçekleştirilenlerdir. Bireyin toplumsal konumu ve rolü gereği olarak yaptığı ve yapmak zorunda olduğu hareketleridir. Yorgunluğa karşın misafire güler yüz takınmak, selamlaşmak, işyerinde üstü girince toparlanmak, ayağa kalkmak vb. gibi mimik ve jestler bu grupta yer alırlar.
– Mimik jestler grubunda, tiyatro oyuncularının, pandomim sanatçılarının oyun gereği olan hareketleri; genellikle ses çıkararak ya da elle yapılan kuş sesi, uçma hareketi gibi taklit hareketleri; eli ağza götürerek sigara içmenin dile getirilmesi gibi bir durumu, bir olayı, bir eylemi özet olarak anlatan şematik jestler ve belli bir işi, mesleği yapanların, -örneğin borsada çalışanların- jestleri işleriyle ilgili olarak teknik kod ve işaretlerden oluşur.
İkincil Jest ve Mimikler: Çoğunluğu bedenin gereksinimleri ile ilgili olduğu için toplumsal nitelikli olmayan bu tür hareketler, başarıyla iletişim durumunda olunsa da olunmasa da ortaya çıkarlar. Esneme, hapşırma, öksürme, kaşınma, soğukta elleri ovma, uzun süre ayakta durunca bacakları oynatma gibi hareketler bu grupta yer alır. İletişimle ilgili olmasa da ikincil jest ve mimikler kaynak hakkında bilgi vericidirler. Gözleri yere dikmek, ayakların yerini değiştirmek, sürekli esnemek yapılan konuşma ile ilgili düşünce ve duyguları yansıtırlar. Ayrıca bu tür hareketlerin amaçlı olarak kullanılması, gösterilmesi onların esas jestlere dönüşmelerine yol açar. Pencereyi açmış olan bir kişinin yanında öksürüğünü duyurarak tekrarlamak, boğazını tutmak ya da üşüdüğünü belli edecek şekilde ellerini ovuşturmak esas jestlere dönüştürülen, diğer bir deyişle iletişim amaçlı hareketlerdir.
Beden Dili ile Konuşma Dili Arasındaki İlişkiler: Jestler iletişim sürecinde bir anlam sistemi oluştururlar. Bu yönleri toplumsal/kültürel kimliklerinden ve amaçlı kullanımlarından kaynaklanır. Ancak jest ve mimiklerin anlamlandırılması konuşma diline bağlıdır; çünkü bir anlamlandırma aracı olarak konuşma dili her durumda ve her zaman (zihinsel olarak) kullanılır.
Göstergebilimci Roland Barthes’a göre, imge görsel olan doğası gereği çok anlamlıdır. Bu nedenle, verilmek istenenden değişik anlamlara çekilebilir. Söz ise, görsel iletinin anlamını kaynağın amacı doğrultusunda pekiştirir. İmgenin/görsel olanın yetersiz kaldığı yerde sözün yardıma yetişmesi, konuşma dilinin yardıma koşmasıdır.
İletişim sürecinde konuşma dili ile beden dilinin ilişkisi bu kavramlar çerçevesinde tartışılabilir. Söz, çok anlamlı jest ve mimiklerin anlamını belirleyerek, pekiştirme işlevi görür. Örneğin, biri konuşurken fiziksel bir sıkıntı nedeniyle yüzünüzü buruşturursanız, konuşmacı ondan sıkıldığınızı düşünebilir. Bunu önlemek için bir açıklama yapar ve “dişim ağrıyor” dersiniz. Böylece sözünüz jest ve mimiklerinizi tamamlamış olur.
Yüz İfadesi (Mimikler)
İnsan yüzü çok zengin anlamlar yaratır. İnsan yüzünün yaklaşık 250.000 değişik ifadeyi yansıtabilmek potansiyeline sahip olduğu ileri sürülmektedir. Bu bakımdan halk arasında yüzün özellikle gözlerin ruhun aynası sayılması günlük yaşantılardan kaynaklanan sağduyulu bir değerlendirme olarak ortaya çıkar.
Kültürel araştırmalar, mutluluk, korku, kızgınlık, şaşkınlık, üzüntü ve tiksinti gibi altı temel duyuyu aktaran ortak yüz anlatımları bulunduğunu göstermiştir. Bu nedenle, yüz ifadelerinin bazılarının doğuştan gelip gelmediğine bakılmış ve yeni doğan bebeklerin ilk aylarda benzer çevre uyarıcılarına benzer tepkiler verdiklerini göstermiştir. Ancak, bunlardan birçoğunun, örneğin gülme/gülümseme tepkisinin bir süre sonra çevredekileri taklit yoluyla öğrenilen bir davranışa dönüştüğü de saptanmıştır.
Yüz ifadeleri içinde gözlerin ayrı bir yeri vardır. İnsanlar bilincinde olmasalar da başkalarının bakışlarına önem verirler. Bu konuda yapılan bir araştırma ilişkide bulunulan kişilerin olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirilmesinde gözlerin, belirgin bir rol oynadığını açığa çıkarmıştır. Konuşurken karşısındakinin gözlerinin içine bakan, gözlerini kısık değil açık tutan, bakışlarını yere değil yukarı yönelten kişiler olumlu; bunların karşıtını yapanlar ise olumsuz olarak tanımlanmaktadır. İnsanlar başkalarının yüz ifadesinden (mimiklerinden) kim olduklarını, gerçek duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışırken kendisininkiyle istendik ya da istendik olmayan iletiler gönderir. İletişim sürecinde yüz ifadelerinin anlamının yorumlanmasında topluma ve kültüre göre belirleyici olan kodlar kadar, iletişimin içinde yer aldığı ilişkiler, sözel iletiler ve hedefin kaynakla ilgili bilgi, düşünce ve yargıları, psikolojik ve toplumsal yaşantıları da etkili olur.
Jestler
Bir mekânda kapalı kalan iki kişinin saniyede yaklaşık 5000 bilgi birimlik sözsüz ileti yayabildikleri ileri sürülmüştür. Gerçekten de baş, el-kol, ayak-bacak ve bedenin duruşundan oluşan jestler kişinin toplumsal konumu ve duyguları hakkında çok zengin bilgiler verirler. Psikologlar irade dışı yapılan jestlerin, örneğin el hareketlerinin, kişinin saklamak istese de duygularını açıkça ortaya koyduğunu kabul ederler. Titreyen parmaklar sıkılmış bir yumruk, gergin bir baş ve gövde duruşu ne denli kontrol edilirse edilsin yoğun bir gerilimin dışa vurumudur.
Beden dilinde mimiklerden sonra en çok kullanılan ve dikkati çeken el-kol hareketleridir. Özellikle eller ve parmaklar insanın duygu ve düşüncelerini sözsüz olarak dile getirirler. İnsanın, en çok iş gören ve düşünsel yaratıcılığını somut ürünlere dönüştüren organı olan ellerini “konuşturması” da kaçınılmazdır. Bu konuşma becerisinde Hawaii’liler gibi ellerle öykü anlatımı düzeyine ulaşmış olanlar da vardır. Kısaca, jestlerle ilgili çalışmalarda insanların daha çok duygusal yönü ağır basan iletilerin kaynağı üzerinde durulmuştur.
İster bilinçli ister bilinçsizce kullanılsınlar ve algılansınlar jestlerin iletişimi zorlaştırıcı ve engelleyici ve bazen ilişkileri zedeleyici bir boyutu da vardır. Elin tersi ile itme hareketi, konuşurken ve dinlerken kolları kavuşturma, başı gereğinden fazla yukarı ve geri atma gibi davranışlar genelde itici olarak algılanan ve iletişim sorunları yaratabilecek jestlerdendir.
Jestlerin anlamının belirlenmesi, iletişimde bulunan kişilerin ilişkilerinin yapısı ve ortam koşulları ile ilgili olduğu kadar, kültürel çevre ile de ilgilidir.
Kişisel Mekân Algısı Kavramı
Her insanda bir kişisel mekân algısı ve kavramı vardır. Kişisel mekân, insanın kendi gövdesinin, derinin yüzeyi ile sınırlanmadığı düşüncesine dayanır. Psikolojik bir mekân algısını yansıtan bu düşünce, izin verilmedikçe bir başkasının giremeyeceği, bireyin gövdesini çerçeveleme ve görünmeyen, ancak kendisi için belirgin olan bir sınırla çizilmiş, özel bir alan anlayışından kaynaklanır. Bu alana zorla girmek saygısızlık, kışkırtma ya da saldırı olarak değerlendirilir.
Kişisel mekânı Edward T.Hall, insanı içine alan bir hava kabarcığı olarak tanımlamıştır ve kişisel mekânı dört gruba ayırmıştır:
– İçli Dışlı Mesafe: Gövdeden itibaren 35 cm’lik bir çapı vardır. Vücut temasına ya da çok yakın duruşlara olanak veren yakınlık duyulan kişiler için izin verildiği zamanda ve ölçüde geçerlidir. Bu nedenle, kalabalık bir ortamda bu sınıra giren insanlar kişiye rahatsızlık verir.
– Samimi Mesafe: Gövdeden itibaren 40-80 cm arasında değişen bir çapı vardır. Yakın arkadaşlar, akrabalar, tanıdıklar genellikle bu mesafede iletişimde bulunurlar. Bu mesafede belli durumlarda eli, omuzu tutma, sarılma gibi fiziksel yakınlıklar yer alabilir.
– Toplumsal Mesafe: İkincil, resmi ilişkilerin gerçekleştiği bu mesafe 80 cm – 2 m arasında değişir. Bu mesafe içinde, ilişkinin başlangıcında ve sonunda yer alabilen el sıkışma gibi bir temas dışında fiziksel yakınlık söz konusu değildir.
– Yabancılar İçin Mesafe: Toplumsal mesafenin bitim noktasından başlayarak genişleyen mesafedir. Genellikle yabancılar için geçerli olan bu mesafe, tanıdık kişiler söz konusu olduğunda uzak durma, mesafe koyma isteğini yansıtır.
Her kültürde kişisel mesafenin sınırları değişik ölçüde olmaktadır. Örneğin Araplarda, Meksikalılarda kişisel mesafenin sınırları Amerikalılara göre daha geniştir ve bu nedenle iletişimde vücut yakınlığı daha doğal sayılmaktadır. Bizim kültürümüzde de, ilişkilere ve çevreye göre değişmekle birlikte, aynı cinsten olanlar arasında el kol temasına olanak veren yakın bir mesafenin hoşgörüyle karşılandığı söylenebilir. Kişiler arası mesafe, hem duyguların dile getirilmesinde, hem de ilişkilerin tanımlanmasında bilinçli ya da farkında olmadan ileti alış verişi sağlayan sözsüz bir kod gibi işlev görür. Hoşlandığımız insanlar için kişisel mesafemizi genişletir, hoşlanmadıklarımız için daraltırız. Toplumsal konum olarak bizden farklı olanlarda mesafemizi uzak tutar, eşit gördüklerimizle yakın oluruz.
Beden Dilinin Evrensel ve Kültürel Boyutları
Yüz ifadelerinin şematik çizimleri kullanılarak, Türk, Japon ve Amerikalı üniversite öğrencileri arasında yapılan kültürler arası bir araştırma, bu ifadeleri değerlendirmede benzerliklerin ağır bastığını ortaya çıkarmıştır. Böylece, beden dilinde -özellikle de mimiklerde- korku, kızgınlık, mutluluk, dikkat, ilgi, saldırganlık vb. temel duygu ve psikolojik durumların iletilmesi ve algılanması açısından evrensel bir boyutun bulunduğu söylenebilir.
Kısaca, her toplumun kendi kültürüne göre sahip olduğu jest ve mimik kodları vardır. En temel ve türe özgü duygular doğuştan dile getirilseler bile, birey kendi toplumuna göre yetiştirilirken kültürüne göre biçimlenir ve yönlendirilir. Kültürler arası ilişkilerin miktarı da beden dilinin zenginleştirilmesine katkıda bulunur.
Perakende Okulum Mağazacılığı Uzmanından Öğrenin
