Yeni Yazı >>
Home / Genel / Ekonomik İnceleme ve Hipotezler

Ekonomik İnceleme ve Hipotezler

Dünyanın Ekonomik Görünümü

Günümüzün dünya ülkeleri birbirlerinden ekonomik gelişme açısından gittikçe daha belirgin hale gelen farklarla ayrılmaktadırlar. Hatta az gelişmiş olarak nitelediğimiz bazı ülkelerde sefillik ya da açlık terimlerinde ifadesini bulan durumlara rastlanmaktadır. Bu ülkeler, Asya, Afrika ve Güney Amerika kıtalarının kalabalık nüfuslu uluslarından meydana gelmiştir.

Diğer taraftan, hammadde olanaklarına, çeşitli üretim tekniklerine, ticari dağıtım ve tüketim usullerine sahip olmada, Batı Avrupa ülkeleriyle Japonya’nın ve özellikle ABD’nin ezici üstünlüğünü görmekteyiz. Şu halde, dünyamız ekonomik zenginlik yönünden birbirine tamamen zıt düşen iki gruba ayrılmış bulunmaktadır. Bu durumun, 20. yüzyılın sonlarına doğru, az gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerinin uğraşılarına rağmen devam edeceğini kanıtlayan araştırmalar yapılmıştır. Örneğin; bugünkü büyüme hızı %3 civarında bulunan ABD ve Kanada’nın 2010 yılında da aynı seviyeyi koruyacağı; Almanya ve İtalya’nın bugünkü seviyeleri olan %4′ü muhafaza edecekleri; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın %3. 5 oranıyla bugünkü büyüme düzeyleri seviyesinde kalacakları, Japonya’nın ise %7′den %10′a yükseleceği öngörülmektedir. Şu anda az gelişmiş olarak nitelenen ve büyük bir hızla gelişme çabası içinde bulunan dünyanın gelişilmekte olan ülkeleri, bütün uğraşılarına rağmen yüzde oranları itibariyle gelişmiş ülkelerden daha hızla kalkınmış olsalar da mutlak miktarlar açısından aradaki fark daha da artmış olacaktır.

Bugün büyük miktarlara varan aradaki mutlak fark, halen devam etmekte olan oransal artışlarla daha da fazlalaşınca Kuzey Amerika’nın, Batı Avrupa’nın sanayileşmiş ülkeleri ve hatta Japonya, Avustralya dünyanın bolluk ve refah ülkeleri, diğer bir deyimle, endüstri üstü ülkeleri durumuna geçeceklerdir. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki, yapılan bu öngörüler dünyadaki diğer gelişmelerden ve dış etkilerden soyutlanmış keyfi biçimde yapılmıştır. Örneğin; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki sosyal ve ekonomik dayanışmalar, her ülkede olasılık içerisinde bulunan politik değişmeler ve doğa korumasının getireceği ekonomik gelişmeleri kısıtlayıcı tedbirler dikkate alınmamıştır. Ancak, değindiğimiz bu sakıncaların, ileriye ait tahmin yöntemlerine değişken olarak dâhil edilmesi, gerçekçi bir biçimde olanaksızdır. Bu nedenle biz, adı geçen düşünürlerin tahminlerini referans konusu olabilecek hipotezler olarak dikkate alıyoruz.

Şurası bir gerçek ki az gelişmenin nedenlerini oluşturan birçok karmaşık etmenler mevcuttur ve bu etmenlerin etkisini 20- 30 yıllık kısa sayılacak bir zaman aralığı içinde ortadan kaldırmak olanaksızdır. Örneğin; tek kültürlülük geleneği, egoizm ve yöneticiler sınıfının bilgisizliği, tasarrufların yetersizliği ve mevcut tasarrufların kötü şekilde kullanımı, halkın kötü beslenmesi, yetersiz kuruluşlar, artan nüfus hacmi, dinsel geleneklere aşırı bağlılık, sosyal ve felsefî gelişmelere zamanında uyamama, belirli merkezlerde coğrafi bölgeleşme, büyük yabancı uluslara dış ticaret yönünden aşırı bağlılık ve hatta iklim koşulları gibi faktörlerin etkileşmelerinden ileri gelen az gelişmişlik sürecinin giderilmesi için asırlar gerekeceği meydandadır. Yapılan birtakım yoğun çabalara rağmen bu soruna önümüzdeki 21′inci yüzyılın başlarında çare bulmak mümkün olamayacaktır. Yirminci yüzyılın sonu için yapılan öngörülere göre, kişi başına gayri safi millî hasılanın ortalama büyüme oranları Afrika için %2; Asya için %3. 9; Avrupa için %3. 8; Okyanusya için %2. 2; Kuzey Amerika için %2. 5; Güney Amerika için %1. 9 olacaktır. Bu açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere çağımızın kıtalararasındaki sosyal refah farkı 21. yüzyılın başlarında da önemini ve güncelliğini korumaya devam edecektir.

Mutlaka Okumalısın!  Kurum İçi İletişimin Yönetim İçin Önemi

Ekonomik İncelemeler ve İşletmenin Stratejik Yönetimine Etkileri

İşletmelerin faaliyet yapabilmesi her şeyden önce ürettiği mal ve hizmetler tatminkâr bir fiyatla satmasına, buysa içinde bulunduğu sanayi kolunun arz ve talebine bağlıdır. Arz ve talepteki değişmeler, diğer bir deyimle, azalma ve artışlar işletmenin yaşama ve gelişme gücünü en çok etkileyen unsurlardır. Bu etkinin, sakıncalı taraflarından korunmak, avantajlı yanlarından yararlanmaya çalışmak her yönetimin başta gelen bir görevidir. Bu görev, ancak, iyi bir öngörü ve plânlama sistemiyle gerçekleştirilebilir. İşletmelerin plânlama faaliyetleriyle görevli kimseler ya da yöneticiler başlıca ekonomik çevre değişkenlerini, gerek ülke içinde ve gerekse ülke dışındaki bir takım gelişme ve olaylara bakarak değerlendirmelidirler. Özellikle ihracata ve ithalata bağlı olarak faaliyet yapan işletmelerin ilişkili bulundukları ülke ekonomilerindeki gelişmeleri kendi ülkelerindeki kadar önem ve dikkatle incelemelerinde yarar vardır. Ekonomik tahmin ve incelemelerde dikkate alınması gereken başlıca değişkenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

Statik olarak milli gelirin miktarı ve bu miktarın dinamik olarak yıldan yıla artış oranları; Ekonomide milli gelirin sosyal sınıflar bakımından dağılımı, diğer bir deyimle, kişi başına millî gelir dağılımındaki farklılıkların, satın alma gücünün saptanması yönünden incelenmesi, buna bağlı olarak ekonomide bireylerin, gerek tüm olarak ve gerekse gelir grupları olarak tasarruf ve tüketim eğilimleri; Kamu ve özel sektör harcamalarının millî gelir içindeki payları ve bu paylardaki yıldan yıla artış oranları; Ekonomide tasarrufların yatırıma dönüşme eğilimi, işletmenin faaliyetlerini doğrudan doğruya etkileyecek kendi faaliyet sektöründeki yatırımlarla ikâme sektörlerdeki yatırımların oranı; bu artışların, ileride faaliyet sektörü için öngörülen talep artışı dağılımına etkileri; İşletmenin üretime giren ara mallarını üreten endüstri kollarındaki yatırım eğilimi ve oranları; Maliyet unsuru olarak kabullendiğimiz hammadde ve işgücü masraflarındaki artış eğilimleri; yeni hammadde kaynak ve rezervlerinin durumu; maliyet artışlarının işletmenin satış fiyatlarına ve dolayısıyla kârlılığına etkileri;

Mutlaka Okumalısın!  Bürolarda Uyarlanabilir Örgüt Yapıları

Devletlerin ekonomideki para ve maliye politikaları; diğer bir deyimle, emisyon hacimlerindeki artış ve azalışların genel ekonomiye ve işletmenin faaliyet sektörü üzerine etkileri; devletçe kamu ve özel sektöre açılan kredi miktarları, reeskont hadleri; yatırım indirimleri ve teşvik tedbirleri; bu politikaların sonucunda meydana gelebilecek muhtemel değişimlerin öngörülmesi; Sonuncu bir unsur olarak da ekonomide çoğu hallerde devletin para ve maliye politikasına bağlı bir unsur olarak beliren enflasyonun seyri ve satın alma gücünü azaltan bir faktör olarak gelecekteki etkileri; doğaldır ki, burada söz konusu edilen enflasyona üretim etmenlerindeki fiyat artışlarının doğurduğu maliyet yükselmelerinin satış fiyatlarındaki artışları da dâhildir.

Devletin ekonomi politikası, işletmenin kaderine ve stratejisine şimdiki ve gelecekteki tasarruflarıyla etkili olabilmektedir. Birçok işletmenin analiz etmek zorunda oldukları özel ekonomik faktörler şunlardan ibarettir:
Ürün ve hizmetlerin fiyatlarındaki (özellikle işletmenin üretmiş olduğu) enflasyonist ve deflasyonist eğilimler; eğer enflasyonist eğilimler çok fazlaysa işletmenin fiyat ve ücret kontrollerini yapması zorunlu olabilecektir.

Devletin vergi politikaları; bireylerden ve işletmelerden alınan vergi çeşitleri ve oranları.
Devletin ödemeler dengesi; ödemeler bilançosunun açık vermesi ya da fazlalık olması, dış ticaretle ilgili açıklar ve devletin bunları kapaması için gümrük duvarları, ihracatı teşvik politikası, bazı endüstrileri teşvik için çıkardığı yasa, kararname ve yönetmeliklerin araştırılması ve analizi.
Devletin para politikası; faiz hadlerini kontrol etmesi, milli paranın diğer paralara oranla devalüe ya da revalüe edilmesi, bunun işletme için sağlayabileceği yararların ve doğuracağı tehlikelerin analizi.
Ekonominin gelişme devresinin durumu; ekonominin durumunu, depresyon, gelişme, yenileme ve refah seviyesinde olmak üzere, dört kısımda incelemekteyiz. Bazı endüstriler bu evrelere girildiğinde diğer endüstrilere oranla daha fazla etkilenebilmektedirler.

Ekonomik durumlarla ilgili olarak açıklamış olduğumuz bu beş değişken işletmenin amaçlarına erişme ve başarılı olma durumuna yardımcı olacak ya da güçleştirecek ve stratejinin başarısız olmasına neden olabilecektir. Örneğin; ekonominin gerileme devresine girmesi, satışların azalmasına, üretim hedeflerinin düşmesine ve kâr amaçlarına erişilmemesine neden olabilecektir. Para ve kredi politikası ek yatırımın ve sermaye ihtiyaçlarının maliyetli ve gerçekleştirilemeyecek duruma gelmesine neden olabilir. Vergi politikaları bazen yatırımların bu endüstride çekiciliğini azaltabilir. Bazen, gelir vergisinin ya da katma değer vergisi oranlarının yükseltilmesi, tüketicinin satış için kullanacağı fonları, dolayısıyla talep miktarını azaltabilecektir. Şu halde, ekonomik gidişle ilgili olarak ortaya çıkan hususlar bazen fırsatların bazen de tehlikelerin kaynağını oluşturabilecektir.

Mutlaka Okumalısın!  Grup Kavramı

Çok az işletme, ekonomik koşulları değiştirme bakımından, oldukça etkili politika izleyebilir. Ancak, hemen hemen tüm işletmeler ekonomik ortam koşullarının risklerine maruz kalırlar. Bu riskleri dağıtabilmek için işletmeler, ürünlerini çeşitlendirmeli ve satış faaliyetlerini değişen ülke ve sektörlere yaymalıdırlar.

Enflasyon ve İşletmenin Stratejik Yönetimi

Enflasyon suni olarak ekonomide satın alma gücünün artması anlamına geldiğinden, çoğu zaman faaliyet pazarları üzerinde talep artışı yönünden, lehte bir etki meydana getirir. Ancak bu etki, işletme yöneticilerinin ve plânlayıcılarının görevlerini kolaylaştırmaz, aksine daha da güçleştirir. Bunun nedeni, talep hacminin bir taraftan artarken, bunu karşılayacak mal ve hizmetlerin bulunması için güçlüklerle karşılaşmasıdır. Ayrıca, işletmenin fonlarının da ekonomideki para değerindeki genel düşüşler nedeniyle talep artışlarındaki genişlemenin gerektirdiği yatırımları finanse etme gücü büyük ölçüde azalır. Eğer satış fiyatlarındaki yükselme oranı, işgücü ve hammadde fiyatlarındaki artışlardan daha fazla oranda yükselmemekteyse gelecekte gelişme finansmanı olarak dağıtılmamış kârlardan yararlanma olanağı azalır.

Uzun vadeli ve stratejik plânlama uzmanları enflasyonun yaratacağı, özellikle işletmenin finansman durumu üzerine etkilerini değerlemeli, iş hacmi genişlemesi nedeniyle, nakit darlıklarını önleyici önlemlere zamanında başvurulmalıdır. Enflasyon ekonomisi, stratejik plânlamanın pazarlar yönünden taşıdığı önemi kaynaklar yönüne kaydırır.

İşletme aktiflerinin değerleri enflasyon ortamında fiyatlar genel seviyesinin artışına paralel olarak ve eşit ölçüde arttırılmalıdır. Bu görev, aktiflere enflasyonun önemine göre stratejik bir tahsisi gerekli kılar. Çünkü enflasyondan önce ve sonra işletmeye gerekli aktiflerin maliyeti arasındaki fark bir fon çıkışı niteliğindedir. Bu fonlarsa, işletmeye borçlanma ya da dağıtılmamış kârlardan oto finansman suretiyle gelecektir. Eğer işletme aktiflerini enflasyon artışı düzeyine çıkaracak fonlar sağlanamazsa işletme sahipleri enflasyondan zarar göreceklerdir.

Enflasyon devrelerinde işletmelerin öz varlıklarına oranla borçlanma güçlerini tamamen kullanmış olup olmadıklarının da önemi vardır. Örneğin; aynı sektördeki iki işletmeden birinin daha önce bu olanağı kullanmış olması, önemli ölçüde borçlanma kapasitesine sahip olan diğer rakibin pazarlarını büyütmek bakımından önemli finansal kaynaklar bularak rekabette güçlenmesine neden olacaktır. Enflasyon devrelerinde işletmelerin borçlanma kapasitelerini faiz hadleri kâr oranlarının altındaysa son hadlerine kadar kullanmalarında büyük yararlar vardır. Çünkü gün geçtikçe ileriki dönemlerde ödenecek anaparalar, faiz ve komisyonlar para değerindeki düşüşler nedeniyle kolaylaşmaktadır. Plânlayıcıların sorunun bu yönüne önem vermelerinin işletme açısından büyük yararları vardır. Şu halde, enflasyonun sonuçları rakip işletmeler arasındaki güç ilişkilerini değiştirecek ölçüdedir. Bu nedenle güçlü finansal strateji izlenmesini gerekli kılar.