Yeni Yazı >>
Home / Genel / Düşüncelerimizin Özellikleri

Düşüncelerimizin Özellikleri

Otomatik Pilot

Genel olarak, düşüncelerimizin her zaman farkında olduğumuzu düşünürüz. Oysa farkında olduklarımıza oranla farkında olmadıklarımızın oranı çok daha fazladır. Çünkü çoğu davranışlarımızın gerisinde artık farkında olma ihtiyacı duymadığımız ve otomatik pilota bağladığımız düşüncelerimiz yatar. Beyin, belirli bir davranışın gerisinde yatan düşünceleri, bir inanış haline dönüştürdüğünde, bunları bilinç düzeyine çıkartıp, ilk elde kolaylıkla farkına varamadığımız bilinç gerisine yerleştirir. Örneğin, bisiklet ya da arabayı, düşünmeden, otomatik pilota bağlamış gibi kolayca kullanabildiğimiz gibi. İnsanlarla kurduğumuz ilişkilerde de düşünmeden, otomatik pilota bağladığımız pek çok davranışımızdan söz edebiliriz. Örneğin, polislere ilişkin çocukluk döneminden kalma, polisten korkulur ya da, ne olursa olsun karakola gitmenin kötü bir şey olduğu yargısı gibi. Bu nedenle ülkemizde genellikle insanların tanıklık yapmaktan kaçınmasının altında böyle bir neden yatıyor olabilir. Oysa bilindiği gibi, gelişmiş batılı ülkelerde, tanıklık o ülkelerin insanları için bir vatandaşlık görevidir. Belki genelleme yapmak pek doğru olamayacaktır ama o ülkelerin insanlarının birçoğu, gönüllü olarak polis ya da güvenlik güçleri ne yardımcı olmaktadır. Örneğin Almanya gibi batılı ülkelerde yaşayan yurttaşlarımızdan, evinin penceresinden gördüğü, gece geç saate ve bomboş bir sokakta kır mızı ışıkta durmayan bir aracın plakasını telefonla polise bildiren insanlarla ilgili öyküler dinlemişsinizdir.

Bizlerin biraz hayretle, şaşırarak dinlediğimiz bu tür güzel ve doğru vatandaşlık davranışlarının, ülkemizde de yaşanabilmesi için hiç kuşku yok ki polis ya da jandarmaya ilişkin öncelikle otomatik pilotla bağladığımız ve bir çeşit önyargıya dönüştürdüğümüz düşüncelerimizi sorgulayarak, değiştirmemiz gerekiyor. Hiç kuşku yok ki, birer dış etken olarak polis ya da jandarmanın da bu önyargılarımızı değiştirmemiz yönünde olumlu davranışlarını görmemiz önemli rol oynayacak tır. Burada olumlu davranışın görülmesi gerçekten çok önemlidir. Örneğin, değişik nedenlerden ötürü sevdiği halde sevdiğini davranış olarak gösteremeyen in sanların sayısı hiç de az değildir. Bu insanlara sorulduğunda sevdiklerini söylerler. Oysa gösterilmeyen sevginin bir anlamı yoktur. Sevginin gösterilmesi gibi, olumlu düşüncelerimizin de davranış olarak gösterilmesi gerekir. Belki bu konularda da otomatik pilota bağladığımız, örneğin amirin astına sevgisini gösterirse astının şımaracağı korkusu gibi düşünceler bu önyargıya dönüşmüş düşüncelerin nedeni olabilir.

Aslında, “Amerika’yı her defasında yeniden keşfetmeyi” hiç kimse istemez. Öğrendiklerimizi, doğruluğu kanıtlanmış ve birer yargıya dönüşmüş bu nedenle de üzerinde düşünmeden doğrudan sergilediğimiz davranışlarımız hayatımızı büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. Örneğin, yalancılığı birçok kez kanıtlanmış bir insana tüm iyi niyetimizle bir kez daha güvenmek de en azından saflık olmaz mı? Ya da herhangi bir konuda bizi sonuca götürmediğini birçok kez yaşamış olmamıza karşın aynı yanlış da direnmek yaşadıklarımızdan ders çıkartmamak olmaz mı? Bununla birlikte, özellikle insan ve toplum olaylarında kolaycılığı yönelip davranışlarımızı otomatik pilota bağlayıp karar vermemeliyiz. Bize biraz zaman yitirtse de üzerinde bir kez daha düşünmek yararlı olacaktır.

Mutlaka Okumalısın!  Satış Elemanı Denetimi

Mantık İhtiyacı

Düşünce sürecinin kesinlikle bir mantık yapısına ihtiyaç duyması, düşüncelerimizin ikinci önemli niteliğini oluşturmaktadır. Beynimiz, her davranışı veya duyguyu kendi içinde tutarlı bir mantık silsilesi içinde üretir. Bize ne kadar mantıksız da gelse, öfke, aşırı sevinç ya da ruhsal çöküntünün altında mutlaka kendi içinde tutarlı bir mantık yapısı bulunmaktadır.

Basit bir mantıksal silsilede üç temel aşama söz konusudur. Bunlardan ilki, çevremizdeki olaylar(başkalarının davranışları dâhil) hakkında geliştirmiş olduğumuz oldukça yerleşik bir inanç ya da kural veya önermedir. İkinci öğe, büyük önermenin ilgili olduğu olay grubundan bir öneridir. Bu da orta önermedir. Silsiledeki son unsur, büyük ve orta önermelerden hareketle varılan sonuçtur. Örnekleyecek olursak:
– Büyük kentler kırsal yerleşim birimlerine oranla özellikle insan güvenliği açısından çok daha tehlikelidir. (Kural, Büyük Önerme)
– Cerrah köyünde yaşayan Ayşe’nin, yalnız başına üniversite eğitimi için büyük kente gitmesi, güvenliği için sakıncalıdır. (orta önerme)
– Ayşe, üniversite eğitimi için büyük kente gitmemelidir. (Sonuç)

Bu örnekte önermeler ve sonuçlar birbirleriyle tutarlı bir mantık akışı sergilemektedir. Her bir sonuç, kendisinden önce gelen inanışlarla tutarlıdır. Bu örnekte olduğu gibi, bu yargı, kendi içinde tutarlı bir mantık yapısına sahip olmakla birlikte acaba ne ölçüde gerçekçidir. Gerçektende, büyük kentler, kırsal yerleşim birimlerine göre daha güvensizdirler. Fakat bu durum, o büyük kentlerde yaşayan herkes için geçerli olabilir mi? Eğer öyle olsaydı, birçok genç kız büyük kentlerde kendi başlarına üniversiteye nasıl gidebiliyorlar? Üniversiteye giden bu genç kızlarımızın güvenlik açısından ne tür sorunları olmuş? Sorun yaşayanların genel olarak oranı nedir? Görüleceği gibi, konu üzerinde biraz düşündüğümüzde bile bu son derece mantıklı görünen yargının, aslında pek de o kadar gerçeği yansıtmadığı anlaşılacaktır.

Ne var ki, beynimizin asıl ihtiyaç duyduğu şey, olaylarla ilgili geliştirmiş olduğu inanışlar, önermeler veya düşünceler arasındaki tutarlılık ve mantıksal ilişkidir. Mantık silsilesinin gerçekçi olması beyin için bir önkoşul değildir. Bu nedenle, gerçekçi olmasa da kendimize son derece mantıklı bir şekilde öfke, kaygı ve çöküntü gibi olumsuz duygular yaşayabilir, yanlış, daha sonra pişmanlık duyacağımız bir takım kararları alıp, uygulayabiliriz. Tekrar örneğimize dönecek olursak, aslında kız çocuklarımızın büyük kentlere üniversite eğitimi için gönderilmemesinin nedenleri arasında büyük kentlerin güvenlik sorunlarının bir payı olabilir. Fakat bu güvenlik sorunu erkek çocuklar için pek önemli görülmemektedir. Acaba neden? Ne yazık ki hala eskisi kadar olmasa da kırsal kesimde hala geçerliliğini koruyan kız çocuklarına ilişkin geleneksel değerlerin burada hiç mi payı yok? Örneğin, en azından kızların, erkekler kadar güçlü olmadıkları, kötü niyetli insanlara karşı kendilerini koruyamayacakları inancı, bu yargının gerçek nedenleri arasında olabilir mi? Ya da kızların evlenip evden gidecekleri bu nedenle onların eğitimi için yapılacak harcamanın gereksiz bir masraf olduğu inancı da bu yargının gerçek nedenleri arasında sayılabilir mi? Bu soruların yanıtlarını aradığımızda gerçek daha açık bir şekilde karşımıza çıkacaktır. Dolayısıyla asıl sorun, davranış ve duygularımızda ne ölçüde mantıklı olup olmadığımız değil, mantıklarımızda ne ölçüde gerçekçi olup olmadığımızdır. Mantık insan doğamızda zaten var olan, yaşamımızın devamı için gereken bir ihtiyaçtır. Öğrenilmesi gerekmez. Ancak, gerçekçi, mantıklar yürütebilme sonradan kazanılabilecek, öğrenilebilecek bir yetenektir.

Mutlaka Okumalısın!  Müşteriyi Anlamak

Açı Farklılıkları

Sağlıklı bir iletişimin gerçekleşmesi için olaylara gerçekçi bir açıdan bakabilme alışkanlığını geliştirmek gerekir. Bunun için bir olayın en gerçek şekilde anlaşılabilmesi için o olayı yalnızca tek bir yönüyle değil, tüm yönleriyle anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü hiç bir bakış açısı, mutlak bir doğruyu yansıtamaz. Bu nedenle, kendi görüşümüzde ısrar etmemek, başka görüşlerin de doğru olabileceğini kabul edebilmeliyiz. Olaylara farklı açılardan bakabilme esnekliğini gösteremeyen, kendi doğruları dışında başka doğru kabul etmeyen kişilerin iletişimi, doğruların ve yanlışların çarpışmasından başka bir anlam ifade etmeyeceği için bir kör dövüşüne benzer. Olaylara tek bir açıdan bakan kişiler, karşılarındaki kişilerin mesajlarını anlamaları için değil kendi görüşlerinin kabul edilmesi için çalışırlar. Bu kişiler, düşüncelerinin doğruluğuna o kadar çok inanmışlardır ki farklı gelen her şey onlar için ters ya da yanlış olarak görülür.

İletişim becerisi kişiden karşı karşıya kaldığı olayla ilgili olası bakış açılarını ve konu ya da olaya ilişkin tanımlarını ve yargılarını araştırmayı, soruşturmayı, bunların analizini yaparak bir senteze varmayı gerektirir. Örneğin, bu beceriyi kazanmış bir kişinin, kendisine yöneltilen bir uyarı, eleştiri veya şikâyet karşısında tek açı yerine birçok açıdan bakarak konuyu anlama yeteneğine sahip olabilecektir. Özer (1995) bu durumu şu örnekle açıklamaktadır: “Eleştirel bir davranışın anlamı (ı) suçlama veya (ıı) başkaldırı veya (ııı) haklı çıkma veya (ıv) yardımcı olma veya (vı) ilişkiyi geliştirme vb. niyetleri yansıtıyor olarak görülebilir. Kuşkusuz liste uzayabilir. Çok açılı düşünebilme becerisini kazanmış bir kişinin amacı böyle bir olayla ilgili olası açıklamalardan hangisinin doğru veya yanlış olduğunu saptamak değildir. Bu anlam seçeneklerinin her biri farklı bir bakış açısıdır. Eğer eleştiriyi suçlama olarak anlamlaştırıyorsak, çözüm bir yandan karşı suçlamaya öbür yandan savun maya geçmek olacaktır. Ama eleştiri yardımcı olma niyeti olarak yorumlandığında, nasıl yardımcı olunacağını araştırmak olacaktır. Bu yollardan hiç biri tek başına ne doğrudur ne de yanlıştır. Bu yollar sadece birbirlerinden farklıdırlar. Gerçekte önemli olan da farklı yorumlar (açılar) içinde hangilerinin çözüme diğerlerine oranla daha hızlı ve verimli bir şekilde ulaştırılabileceğini görebilmektir.
İletişimin sağlıklı olmasın engelleyen, kısır, üretken olmayan tartışmaların yaşanmasına yol açan en önemli nedenlerin başında, kendi doğrularımızın, herkesin doğruları olduğuna ilişkin inanışlarımızdır. Kendi gözlüklerimizle, kendi açımızdan gördüklerimize inanır, doğruluğundan kuşku duymadığımızda, başkalarının görüşlerini hiçe saydığımızda kendi doğrularımızı, inatla onların da doğruları hali ne getirmeye çalıştığımızda iletişim büyük yara alacaktır.

Mutlaka Okumalısın!  Etik Kavramının Tanımı

Olasılıklı Düşünme

Her şeyin açık seçik, belirgin olduğu durumlar karşısında karar vermek, plan yapmak kolaydır. Zor olan, genel olarak belirsizliğin söz konusu olduğu durumlarda karar verebilecek gücü bulabilmektir. Burada önemli olan, görünenle değil, görünmeyen olasılıklarla veya belirsizliklerle ilgilenmekten kaçınmaktır. Eğer, ilgilendiğimiz olayla ilgili olarak yarın ne olacağına ilişkin bir kestirimde bulunmamızı sağlayacak bilgiler bulunmadığı halde belirsizlik içinde bir takım olasılıklar üreterek davranışlarımıza yön vermeye çalışmak bizi yanlışa sürükleyecektir. Bu durum, doğal olarak iletişim açısından da sorun yaratacaktır. Düşünce tarzlarında çok açılılığı ve olasılıklı düşünmeyi benimseyememiş kişilerde dikkati en çok çeken özellik, olasılık kavramını ve gerçeği yok saymalarıdır.
Diğer yandan olmuş, bitmiş, değiştirilmesi son derece güç bir takım olaylar üzerinde, “keşke böyle olsaydı”, ya da “keşke oraya gitmeseydim” gibi düşünce biçimleri de sağlıklı iletişim kurma olasılığımızı azaltan düşünce özellikleri arasında yer alır. Ayrıca, görünmeyen olasılıklarla veya belirsizliklerle ilgilenmek, olaylarla ilgili değerlendirmelerde, “ya hep, ya hiç” veya “ya böyledir, ya şöyle” gibi uzlaşmayı zorlaştıran düşünme tarzlarında direnmek de iletişimi zorlaştıran düşünce alışkanlıklarımız arasında yer alır.

İletişimde mesajın gönderilmesinde olduğu kadar, mesajın geribildirim sürecini de olumsuz yönde etkileyebilecek düşünce alışkanlıklarımızdan kurtulmamız gerekir. Özellikle geribildirimde bulunurken karşımızdaki kişiyi özellikle savunma durumuna geçirecek türde mesajların iletilmemesine özen göstermeliyiz. Örneğin, kişiye davranışlarının ne olması veya olmaması gerektiğini hatırlatan, ahlak dersi veren, hatalarını vurgulayan türde geribildirimler, karşı tarafın kendisini savunmasına neden olacağı için iletişimin kopmasını neden olacaktır.

Diğer yandan, öğüt veren geribildirimler de kişiye, sorunlarını çözmede yetersiz olduğu mesajını ileterek savunmaya yönelteceği için iletişimi olumsuz yönde etkileyebilir. Yargılama, suçlama içeren geribildirimler kişilerde bir yanda yetersizlik, diğer yanda karşı koyma duygularına yol açarak yalnızca o anda iletişimi kesmekle kalmaz, uzun dönemde olası iletişim girişimlerini de ortadan kaldırır.
İletişimi engelleyen en olumsuz eğilimlerden biri olan kişileştirme ise mesajın ardında kişiliğe yönelik bir anlam arama çabasını yansıtır. Sağlıklı bir iletişim için iletilen mesajlarda, kişilikle ilgili değerlendirmeleri ayıklamak, mesajın özünü yakalayabilmek son derece önemlidir. Gerçek anlamda iletişim, kişilik değerlendir melerinden arındırılmış, BEN savaşımı vermeyen sadece ve sadece bir olay bütününü daha kapsamlı anlayabilmek için farklı açılardan gelen düşünce ve görüşlerin toplandığı ve kıyaslandığı etkileşimdir; böyle bir amaç taşıdığı için de iletişim de “kişililiklerden uzak” davranabilmek son derece önemlidir.