Yeni Yazı >>
Home / Genel / Bilgilendirici Konuşma İlkeleri

Bilgilendirici Konuşma İlkeleri

Öncelikle bilgilendirici konuşmanın üç temel ölçütünü vurgulayarak konuya başlamak gerekir. Bu ölçütleri aşağıdaki sorularla belirlemek mümkündür:

Bilgilendirici konuşmada;
– Bilgi doğru bir şekilde iletiliyor mu?
– Bilgi açık bir şekilde iletiliyor mu?
– Bilgi, alıcı için anlamlı ve ilgi çekici bir hale getirilmiş mi?

Bu aşamada, yukarıda sıralanan temel ölçütler ışığında bilgilendirici konuşmanın ilkelerini ele almak daha doğru olacaktır. Aslında sadece bilgilendirici konuşmada değil hemen hemen bütün konuşma türlerinde belli bazı kurallar söz konusudur. Bunlar; başlık ve özel amaç belirleme, alıcıyı çözümleme, bilgi toplama, destekleyici ayrıntılar toplama, konuşmayı düzenleme, uygun sözcükler seçme ve nihayet konuşmayı gerçekleştirme biçiminde ortaya çıkar. Bunların yapılması konuşmada başarı için gereklidir. Burada, pek çok bilgilendirici konuşmada içine düşülen hataları temel ilkeler olarak belirleyeceğiz.

 

Bilgilendirici konuşma ölçütlerini biliyor musunuz?

İzleyicinin Çok Şey Bildiğini Sanmamak

Konuşması içerisinde örneğin, “reenkarnasyon parapsikolojide ele alınan konuların en önemlisidir. ” diyip başka konulara geçen bir konuşmacı, izleyicilerin konuyu bildiklerini varsaymaktadır. Oysa izleyicilerden birçoğu konuyu bilmediğinden buraya takılır kalır ve konuşmanın asıl istenen etkiyi sağlayan bölümlerini kaçırabilir. Bu nedenle, herhangi bir konuda konuşan konuşmacıların, izleyicilerin bilgi yelpazesinin en alt düzeyini ölçü alması kolaylık sağlar. Bazı uzmanlar, konuşmacıların, izleyicilerin hiçbir şey bilmediği varsaymaları gerektiğini öne sürmektedir. Ancak bu biraz uç bir görüştür. Fakat yine de her özel terimi tanımlamak, her düşünceyi açıklamak, her kavramı belirlemek ve ulaşılan her sonucu desteklemek etkili bir konuşma yapmak açısından önem taşır. Abraham Lincoln’un şu sözü konuya açıklık getiricidir: “Öyle konuşunuz ki en alt düzeydeki izleyici sizi anlasın, kalanlar da hiç zorluk çekmesin. ”

Mutlaka Okumalısın!  Kurumsal İletişimin Sınıflandırılması

Konuyu Doğrudan İzleyicilerle İlintilendirmek

Bilgilendirici konuşma gerçekleştiren bir konuşmacının, üstesinden gelmesi gereken temel sorun şudur: Konuşmacıya ilginç, eğlendirici gelebilen her şey izleyici için her zaman öyle olmayabilir. Örneğin; bir matematikçi için çok zevkli olan denklem çözümünü bazı insanlar duymak bile istemeyebilir.

Bir konuşmacı olarak daha en baştan izleyicinin konuya olan ilgisini doğrudan onu konuyla ilintilendirerek çekmek en doğrusudur. Konuşmada dinleyiciye sunulan iletinin onun için neden önemli olduğunu ona bildirmek gerekir. İşin şansa bırakılmaması, onların kendilerinin böyle bir gayrete girmesinin beklenmemesi gerekir. Ancak, bu işlemi sadece konuşmanın girişiyle sınırlı bırakmamak gerekir. Mümkün olan her fırsatta izleyiciyi konuşmaya çekmek, konuyla ilintilendirebilmek önemlidir. Bunların da ötesinde, hiçbir şey insanları kendileri kadar ilgilendirmez. Şu örnek ilginç olabilir: “Yemek yerken, yazı yazarken, spor yaparken sağ elinizi kullanıyorsanız siz kendinizi solak olarak kabul etmezsiniz. Oysa, yapılan araştırmalar, sağ ellerini kullanarak yetişenlerin yaklaşık yüzde ellisinin aslında doğal solaklar olduğunu ortaya koymuştur. Bir solak olduğunuzu nasıl anlarsınız? Bunun için Esas Elimiz adlı kitapta bazı testler verilmiştir. . . ” Dikkat edilirse bu konuşmada ağırlıkla “sizin” ve “siz” kelimelerine önem verilmiştir. Olgular aynıdır, fakat bu yolla doğrudan izleyiciye yönelinmektedir. Bu da izleyicilerin dikkatlerini yoğunlaştırmalarını beraberinde getirecektir.

Çok Teknik Olmamak

Burada önem taşıyan soru, bir konuşmanın çok teknik olmasının ne anlama geldiğidir. Bu, konunun izleyici için çok fazla uzmanlık gerektirmesi demektir. Her konu belli bir noktaya kadar da olsa popülerleştirilebilir. Konuşmacı için önemli olan, sıradan bir izleyiciye neyin anlatılıp neyin anlatılamayacağının bilinmesidir.

Örneğin, ses yükselticileri konusunda konuştuğumuzu varsayalım. Bir ses yükselticisini izleyicilere gösterip, nasıl çalışacağını, ses ayırımın nasıl yapılacağını göstermek bir hile olarak değerlendirilemez. Oysa, ses yükselticilerinin teknik yapısını, devrelerini anlatmak başka bir konuşma konusudur. Kuşkusuz her konunun teknik terimleri vardır. Önemli olan bunu herkesin anlayabileceği hale dönüştürebilmektir.

Mutlaka Okumalısın!  Kurumsal İletişim Etkinliklerinin Toplumsal Sorumluluk ve Etik Boyutu

Soyutlamalardan Kaçınmak

Unutmamak gerekir ki, konuşma bir roman değildir. Kaldı ki, bir romanda bile çok fazla soyutlamanın olması biraz sıkıcı ve anlamsız kaçar. Soyutlamalardan kaçabilmenin yollarından biri tanımlardır. Tanımlarla sadece dışsal olaylar değil, içsel duygular da aktarılır. Bir başka yol ise karşılaştırma yapmaktır. Böylelikle bilinen terimler kullanılarak konuşmacının konusu üzerinde izleyicileri yoğunlaştırmak mümkündür. Örneğin, uzayın büyüklüğü ve yıldızlar arasındaki devasa uzaklıklar anlatılmak istendiğinde şu yollar izlenebilir: “Dünyadan bakıldığında yıldızlar birbirlerine çok yakın görünmelerine karşın, aslında aralarında milyonlarca kilometrelik mesafe vardır. ” Bu saptama elbette doğru olabilir. Ancak milyonlarca kilometre kavramı insanlar için sınanamaz ve göz önüne getirilemez bir kavramdır. Oysa şöyle denilirse dinleyicinin daha kolay anlamlandırabileceği bir saptama yapılmış olacaktır: “Yıldızların aralarındaki uzaklığı anlatabilmek için şunu düşünün: Bütün Türkiye’nin iki ucunda sadece iki arı olsa bunların aralarındaki mesafe ile yıldızların mesafesi ancak oranlanabilir. ”

Konuşmalarda karşılaştırmanın yanı sıra karşıtlık gösterme yolunun da kullanılması soyutlamadan kaçmayı, anlaşılırlığı ve akılda kalıcılığı sağlayabilir. Örneğin, “Bir öğretmenin maaşı sadece 650 TL’dir. ” demek, dinleyenlere elbette bazı şeyleri anlatır. Oysa; “bir öğretmen ayda 650 YTL alırken bir marangoz 950 YTL alı yor. ” demek daha açıklayıcı, akılda kalıcı ve çarpıcı olacaktır.

Düşünceleri Kişiselleştirmek

İzleyici, her zaman açık olarak dile getirmese bile, konuşmacının kendisini bilgilendirmesinin yanı sıra biraz da olsa eğlendirmesini bekler. Bu durumda hiçbir şeyin kişisel gösterimler kadar bir konuşmayı canlı kılamadığını unutmamak gerekir. Çoğunlukla, insanların insanlarla ilgilendiği unutulmamalıdır. İnsanlar istatistiklerden çok hikayelere tepki verir. Mümkün olduğu kadar konuşmacı düşüncelerini kişiselleştirmeli ve insansal terimlerle dramatize etmeli, süslemelidir.